16/12/2005

ÇAĞDAŞ UYGARLIK YOLLARI MAYIN DÖŞELİ!

 

         Bendeniz naçizane daha çok iyimser mizaçlı olarak bilinen biriyimdir. Kolay kolay panik veya strese kapılmam. Amma velâkin inanmadığım bir duaya da kuzu kuzu amin dememe gibi kötü bir huyum da vardır. Hemen söyleyeyim ki hiç iyi görmüyorum memleketin halini ne yazık ki.

         Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk! Öğün, Çalış, Güven!" veciz sözünü      7 den 70 e herkes bilir. Öğünmek için başarmak, başarmak için çalışmak, çalışmak için güvenmek gerekir. Üçü de günümüz Türk insanında yok kim ne derse desin! Ne başarı, ne iş, ne güven… Gençler bunalımda, işsizlik, parasızlık, lüks tüketim kıskacında kıvranıp duruyor. Kimileri puan tutturup okuma sevdasında çırpınırken, kimileriyse diplomalı işsizler ordusuna eklenmenin mutsuzluğunu yaşıyor. 400 milyon TL maaş alıp, işi olduğu için Tanrı'ya şükreden gıda mühendisleri var memlekette. Deniz otobüsünde bir bardak portakal suyu 5 YTL olmuş. C vitamini içeriyor diye ilaç niyetine satıyor olabilirlermi acaba? İstanbul'da bir sokak simitçisi ayda ortalama 2.000  YTL kazanıyormuş, bir iktisat profesörünün ifadesine göre. Büyüklerimizin ifadesiyle her kötülüğün “sorumlusu” medyanın yalancısıyım ben!.. O zaman niye okunsun ki kardeşim… Globalleşen dünyada masraf edip onca yıl dirsek çürüt, mürekkep yala sonra git, kendi ülkende emperyalist holdinglere ırgat ol. Sadece Türkiye'nin değil, dünyanın çivisi çıktı.

         Millet eğitim, kültür, sanatın faso fiso olduğunu çoktan anladı. Niye binbir zahmet ve fedakarlıkla okutsun çocuğunu? Hem kolay mı gerekli puanı tutturmak, garantisi mi var? Her televizyon kanalında bir yarışma. İnsancıklar yarışmakolik oldu, ailece, sülalece, mahallece! 80 yaşındaki dedem bile dans yarışmasına katılarak jüri üyesi Yonca Evcimik hanımı hüngür hüngür ağlatmadı mı? Kafanı kullan topçu ol, cazibeni kullan dansçı ol. TV kanalları sanki birer yıldız üretme çiftliği. Herkes sanıyor ki 10-15 yıla kadar AB üyesi olacağız ve bolluk-bereket yağacak, bütün sorunlar sona erecek!

         Bu duruma nasıl gelindi? Sorumlu kim? Rivayet muhtelif. Herkes işine geldiği gibi kendi takımına uyan yorumları tercih ediyor. Cahiller konuşuyor, bilenleri etkisiz hale getiriyorlar. Benim kişisel görüşüme göre, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek ve istemeyerek, 1938 yılından günümüze Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olan herkes işlenen suça ortaktır. Büyük Atatürk'ün cenazesi kalkarken yıkım çalışmalarına başlamışlar bazıları. Belki de hastalığının son döneminde bile… Ben senden kendi adıma özür diliyorum rahmetli Atam; Cumhuriyeti emanet ettiğin Türk Gençliği olarak senin düşüncelerine layık olamadık. Tembellik ettik, işin kolayına kaçtık, borçla hovardalık yaptık, darbecilerden demokrasi beklemek zorunda bırakıldık.   

         Newsweek Dergisi Türkiye'nin kırk yıllık AB serüvenini şöyle özetlemiş : “Türkiye tam modern bir toplum olsa, AB üyeliğine ihtiyacı olmazdı!” BYT katılımcısı sayın Akar Duru, bunu çok yerinde ve anlamlı bir yorumla “Türkiyeyerine, Atatürk' ün gösterdiği yoldan gitmeye devam etseydi AB ye ihtiyacı olmazdı” diye yorumlamış. “Kafasına göre Atatürk'çülük yaratmayan, Atatürk ve hayatını çok iyi okuyup, tahlil edip anladıktan sonra, olaylarla karşılaşınca Mustafa Kemal böyle hareket ederdi deyip, o davranışı, bütün imkânlarını kullanarak, çekinmeden ve gerektiğinde faturasını da ödemeye hazır olarak uygulayan herkes Atatürk'çüdür” değerlendirmesi ile “dinozor” veya “marjinal” yakıştırmalarının bir kompliman veya bir onur madalyası gibi  algılanmaları gerektiğini vurguluyor adeta. Atatürkçülük yapılmaz, Atatürkçülük yaşanır!

         Atam sen 1881 doğumluydun, 1938 de 57 yaşında vefat ettin. Yakın mesai arkadaşın Celal Bayar 1883 doğumluydu, 22 Ağustos 1986 da 103 yaşında vefat etti. Ahhh…ne olurdu sanki, o kadar kahretmesen, o kadar içmesen, erkenden ölmesen, 25-30 sene daha yaşasan, Türkiye çağdaş uygarlığa senin orkestra şefliğinde taşınsa, ulus-devlet pekişse, sanayileşme gerçekleşse, başı dağların başındaki dumanlara değen, öğünen, çalışan ve güvenen yurtsever, bağımsızlıkçı bir nesil ortaya çıksa… Yemin billah AB Türkiye'den müzakere tarihi beklerdi…Ve yarın Şişli Adliyesi'nde başlayacak "Pamuk" davası da olmazdı.

        Güneşin ufuktan doğması engellenebilir mi? Ne yapalım, düşe kalka ilerliyoruz çizdiğin çağdaş uygarlık yollarında…Ve daha yeni senin yanına gelen Attila İlhan ağabey Bursa'da bir imza gününde gençlerle konuşurken "dip dalgası" hissetmiş! Bunun da üstesinden geliriz değil mi Atam?

 

Yakup YURT - Brüksel, 15 Aralık 2005

 

           


05:12 Écrit par WALTER-YAVUZ | Lien permanent | Commentaires (0) |  Facebook |

Les commentaires sont fermés.