02/12/2005

İNTİHAR KOMANDOSU BELÇİKALI MERYEM

Brüksel'de evimin karşısında "Ane Vert-Yeşil Eşşek" tabelalı bir Belçika kahve-lokantası var. Bana Türkçe "komşu" kelimesiyle hitap eden patronu ile münasebetlerim iyidir. Adam seçicidir, ama kesinlikle ırkçı değildir. Fırsat buldukça uğrar, kendisiyle havadan sudan sohbet ederim. Aramızda düzgün ve seviyeli bir diyalog olagelmiştir. Bu mekanın bir özelliği de, bütün müdavimlerin büyük bir aile oluşturmasıdır. Yemekleri, şarapları ve fon müziği vasatın epeyce üzerindedir.

    ***

    "Yeşil Eşşek" mekanının müşterilerinden birisi de Michel isminde Belçikalı bir avukat arkadaşım var. Kendisi Belçika'nın güneyinde Hainaut vilayetindeki Charleroi şehri barosuna kayıtlı. Valon bölgesine dahil olan bu bölgede ekonomik kriz ve işsizlik müthiş boyutlarda. Yani Belçika genelinde yüzde 10'lar civarındaki olan işsizlik oranı burada yüzde 30'lara yaklaşıyor. Ahlaki değerler yozlaşıyor. Hafta sonları Brüksel hovardaları o bölgenin diskotek ve dans salonlarına yönleniyor. Avukat arkadaşım "Yakup, gel gidelim, 1000 Belçika Frangı (yaklaşık 25 Avro) harca, yeme-içme masraflarını karşıla yeter, al istediğini götür" dediğinde, şaşakalmıştım.

    ***

    Dün Belçika gazetelerinin birinci sayfalarını Charleroi'lı, Muriel Dagauque isimli genç bir bayanın fotoğrafları süslüyordu. Küpeli, dudakları boyalı, hoş tebessümlü, gözleri siyah sürmeli, İşte bu genç ve güzel (Avrupalı) kadın, 9 Kasım tarihinde Bağdat yakınlarında, Amerikan ordusuna ait bir konvoya saldırı düzenlerken ölen çılgın intihar komandosuymuş. Gazetelerdeki fotoğrafında kaç yaşında olduğu belirtilmiyor. Geçen Temmuz ayında 38 yaşındaymış. Belçika kamuoyu bu güzel yüzle geçen Perşembe günü tanıştı.

    ***

    Ve acımasız kampanya bütün haşmetiyle harekete geçti. Zavallı Charleroi'da doğmuş, Charleroi'da büyümüş, Charleroi'da kahvehanede ve fırında çalışmış. Sosyal konutlarda oturan fakir bir ailenin kızıymış. Önce bir Türk ile evlenmiş ve böylece İslam dini ile tanışmış. Fakat ilk aşamada tavır ve davranışlarında hiçbir köktencilik gözlenmemiş. Sadece Muriel olan hıristiyan adını islami Meryem ile değiştirmiş. Sonra Türk kocasından boşanmış.

    ***

    Boşandıktan sonra, dört yıl önce, kendisinden yedi yaş küçük Fas asıllı bir Belçikalı olan İssam Goris isminde bir kişi ile tanışmış. Genç adam Muriel'i Fas'a götürmüş, daha sonra  tekrar Belçika'ya gelmiş ve Brüksel'de Gare du Midi yakınlarında bir semte yerleşmişler. Geçen Ağustos ayında İssam ve Muriel Irak'a gitmişler. Türkiye ve Suriye üzerinden otomobilleriyle. Irak'ta, Muriel'in gerçekleştirdiği söylenen suikastten önce, kocası İssam Goris  Amerikalı askerlerce öldürülmüş. Muriel annesine en son geçen Ekim ayında Suriye'den telefon etmiş. "Belçikalı bir bayan terörist dediklerinde, o kişinin kızım olabileceğini tahmin ettim" diyor annesi basın mensuplarına. Çarşamba günü saat 6 civarında polisler eve geldiklerinde "kızım için mi geldiniz" dediğimde şaşırdılar diyor annesi.

    ***

    Müslüman toplum potansiyel olarak içinde terör barındıran bir bütün gibi sunuluyor medyada. Müslümanlar ise korkulması, uzak durulması gereken insanlar. Komünizmin çöküşünden ve İkiz Kuleler olayından sonra yeni bir evrensel düşman yaratıyor kendisine kapitalist sistem. Ve İslam dinine mensup insanları monolitik bir bütün olarak sunuyorlar. Genelleme mekanizması hiçbir engel tanımıyor. Örneğin benim gibi laikleri kasten unutuyorlar. Medya terörü herkesi herşeye inandırıyor. Yaratılmak istenen ve bence neredeyse yaratılmış olan sabit fikir şöyle formüle edilebilir : "İyilik, güzellik, barış Batıda; kötülük, çirkinlik, şiddet İslamda." Ve bunun mantıkı devamı olan "Öyleyse günah bizden gitti, onları dövebiliriz"!

    ***

    Bu ekonomik kriz döneminde, Batılılar, yani buranın yerlileri içinden çoğunlukla yaşlılar, emekliler, işsizler, fakirler, dar gelirliler kırk yıldır bu ülkelerde yaşayan göçmen yabancıları sevmiyorlar. Medya destekli ırkçılık Avrupa genelinde yükselişte. Hedefte varsa yoksa müslümanlar. Ne yapsalar suç. Onları olumsuzlukların sebebi olarak görüyorlar. Uyumsuzlukla suçluyorlar. Sistem bir kez daha kurbanlarını yargılıyor…

    ***

            Bataklık kurutulmuyor, sivrisinekler öldürülüyor. Fakirlik, cehalet, adaletsizlik devam ettiği sürece terörü önlemenin imkansız olduğunu çok iyi biliyor yetkili merciler. Amma velakin önlemek istermiş gibi konuşup, tam tersine gelişmesi için herşeyi yapıyorlar. Kapitalist ekonomik sistemin çarkları dönmeye, çokuluslu şirketlerin kasaları dolmaya devam ediyor. Ta ki alternatif bir sistem gelişinceye kadar. Bu arada olan tüm dünyanın fakirlerine oluyor. Fakirler kan kaybederken, zenginler korkarak yaşamaya devam ediyor. Bir gece kar yağıyor, Brüksel sokaklarında iki evsiz insan ölüyor. Sosyal haklar "cenneti" Belçika'da iki bin, AB'nin başkenti Brüksel'de bin iki yüz evsiz varmış. Bir CPAS müdiresi (Sosyal Yardım Sandığı) gerekli her türlü önlemin alındığını, fakat kışın herkesi gafil avladığını söyleyebiliyor. Brüksel'de metroda ve yollarda dilenciden geçilmiyor.

    ***

    Bir yandan ulus-devlet, milliyetçilik, Atatürkçülük gibi değerler öldü; şimdi evrensellik, globalleşme devri diyeceksiniz, sonra da şu pisliği, şu bombalama, şu intihar eylemini yapan kişi Türk, Faslı, Belçikalı, şuralı, buralı diyeceksiniz. Kim olursa olsun, yapan bir insan sonuçta ve mutlaka fakir bir insan! Fakir, mutsuz ve gelecekten umutsuz. Canından başka kaybedecek birşeyi kalmayan… Hiç kimsenin dili terörü besleyen sömürü düzenidir, adaletsiz uluslararası ekonomik düzendir demeye varmıyor nedense!..

    ***

    Ne gereği vardı Meryem : Ölmeseydin, belki bir yemek ısmarlardım bir gün sana ve terörün çare olmadığını anlatırdık birlikte!

 

Yakup YURT / Brüksel, 02.12.2005


12:05 Écrit par WALTER-YAVUZ | Lien permanent | Commentaires (0) |  Facebook |

Les commentaires sont fermés.