03/11/2005

BAYRAM GELDİ NEYİME !.

 

Akrep yelkovanı, günler geceleri kovaladı, bir Ramazan Bayramına daha ulaştık sağ salim. Şükürler olsun. Bütün Türk ve İslam âleminin bayramını candan kutlarım. Tüm sevdiklerinizle her şey gönlünüzce olsun.

Ben bu bayrama epeyce buruk giriyorum. Bu burukluğun çeşitli sebepleri var.

Pakistan'da ve Türkiye'de durmak bilmeyen toprak sarsıntıları, Amerika kıtasını kasıp kavuran tayfunlar, harap olmuş, ağlayan perişan insanlar. Fakirliğin gözü kör olsun. Ölen masum insanlar, ağlayan masum insanlar ve dünyanın egemen süper gücüne teslim olmuş çaresiz mazlum devletlerden oluşan, insanın içini burkan bir manzara…

Bunun adı global dünya, küreselleşme, evrensellik, çağdaş uygarlık, vs…vs… Yiyebilenlere afiyet olsun, ban almayayım izninizle! Dolarmış, Avroymuş, şuymuş, buymuş, sonuçta maddeye, paraya teslim olan ve maneviyatçı geçinenler utanmıyor musunuz çelişkilerinizden? Her şeyin makroekonomik istatistikler açıklanmaya çalışıldığı bir dünyaya mahkûm edildik hepimiz. Adam aranmıyor, adam olunmuyor. Kaç paralık adamsın deniliyor. Her şey pazarlık konusu… Çok yazık!

Büyüklerimiz bize öyle öğretmemişti. Küçüğe sevgi, büyüğe saygı, vatandaşlık onur ve gururu, laik dindarlık, azı paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma seferberliği sayesinde kazanılan bağımsız bir vatan, yaratılan mağrur bir millet ve dalgalanan ay-yıldızlı bayrak : Bizim kutsallarımız bu değerlerdi. Söyler misiniz bunlardan geriye ne kaldı ?

Doğduğumuz ülke, Türkiye’miz, kan revan içinde…Her gün gencecik delikanlılarımız teröre kurban veriliyor. Ekranlardan taşan gözyaşları eşliğinde şehit cenazeleri kaldırılıyor. Ama insan hakları ve demokrasi savunucusu geçinen uygar dünya silah ticaretine acımasızca devam edebiliyor. Ve gıkı bile çıkmıyor entel dantel köşe kalemşorlarının.

İnternet sitelerinde tartışma öbekleri var. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelerek sessiz sedasız izliyorum. Meğer ne bilgili, birikimli, deneyimli, ulema, edip, gazeteci, yorumcu insanımız varmış ta benim haberim yokmuş. Herkes her konuda haklı olduğu iddiasında. Herkes kendi mutlaklarını savunup, TEK gerçeğin kendisinde ve kurtuluşun kendi reçetesinde olduğu iddiasında. İki grup mevcut. Üniter ve laik Türkiye aleyhtarları ve aleyhtarları. Ve istisnalar dışında takiyye yapan, lafı eveleyip geveleyenler çoğunlukta. Ama hiçbir konuda anlaşamıyorlar. Komplo teorileri, tarih genel kültürü, nutuktan alıntılarla süslenmiş Atatürkçülük gösterileri, taktik ve strateji uzmanları, vb… Sonuçta doğaçlama yaparak birbirini taşlayan halk ozanları gibi ben dahiyim sen aptalsın tartışmaları. Tamam kardeşim sen haklısın, sen kazandın. Eeee n’olucak şimdi? Avrupa Türk Toplumunun 40 yıl sonra geldiği nokta seni mutlu ediyor mu ? Beni etmiyor. Sen bardak yarısına kadar dolu diyorsun, ben hayır boş diyorum. Evet maddi yarısı dolu, manevi ve kültürel-sanatsal yarısı boş.

Biz birbirimizi sevmiyoruz.

Yarımlığı tamlık sanıyoruz. Pohpohlanmayı çok seviyoruz. Büyük bir çoğunluk için olmak değil, gibi görünmek çok çok çok önemli. Herkes popüler olma sevdasında. Eleştiriye tamamen kapalıyız. Çünkü kendimize güvenmiyoruz. O yüzden de kolayca bölünüyor ve başkalarının oyununa geliyoruz. Filozof « akılsız dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun » diyor. Düşmanlardan öğrenecek çok şeyimiz var bence. Kurtuluş cehalet ile mücadeleden ve kendimizi eğitmekten - öncelikle kadınlarımızı - geçiyor. Unutmayalım ki 40 yıldır Avrupa ülkelerinde yaşayan bizler çağdaş uygarlık düzeyine henüz ulaşamadık. Bu yüzden ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz ve hep ehven’i şerlerle, hiç yoktan iyidirler le avunuyoruz. Ve bu başarısızlık sadece fakirlikle açıklanamaz. Kendimize gelmemiz şart ; çocuklarımıza haksızlık ederek onların geleceğini de karartmayalım.

Dedim ya burukluk var üzerimde. Moralim bozuk. Hem de çok. Yeter artık. YETER YETER YETER… Ben mutlu değilim.

Bu yazımı bir şiirimle noktalamak istiyorum izninizle :

 

 

DEMOKRASİ ARIYORUM

 

Parlamenter çoğulcu sistemli

Avrupa Birliğinde yaşıyorum

Çoğunluğun koyduğu yasaları

İskele hamalı gibi taşıyorum

 

Demokrasinin öncelikli ilkesi

Çoğunluğun azınlıklara saygısı

Nerede bir insana eziyet edilse

Yüreğime taş gibi düşer kaygısı

 

Sayısal üstünlük neyi ifade eder

Rakamlar nitelik doğurmuyorsa

Çuval çuval un olsa neye yarar

Fırıncı lâyıkıyla yoğurmuyorsa

 

İşsizlik, parasızlık, yalnızlık kader mi?

Bunca bencillik ve acımasızlık niye?

Bin gözyaşı bir tebessüme değer mi?

İşte gidiyoruz Allah'a şükür diye diye !..

 

Eylül 1999

 

Hepinize daha güzel yarınlar ve daha aydınlık bir gelecek dilerim!

 

Yakup YURT

Brüksel, 02 Kasım 2005

 yakup.yurt@skynet.be

 


23:04 Écrit par WALTER-YAVUZ | Lien permanent | Commentaires (0) |  Facebook |

Les commentaires sont fermés.